'Londra, IMF'den önceki son kapıdır'

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, 29 Mayıs'ta Londra'da bir grup yatırımcı ile temaslarda bulundu ve güven telkin edebilmek için faiz artışı güvencesi verdi.



Ancak kimi yorumculara göre, ikilinin Londra çıkarması özünde AKP'nin sıkışmışlığının bir göstergesi ve Türkiye'deki yabancı yatırımcının kaçışının neden olduğu sıcak para açmazının telafi edilmesi amacını güdüyor.


Evrensel Gazetesi köşe yazarı İhsan Çaralan'a göre ise, ziyaretin amacı her ne kadar 'finans çevreleri ile görüşmek, yatırım güvencesinde bulunmak' gibi sunulsa da, aslında ekonomik dengelerin bozulduğu bir ortamda durum, "Londra’da kapısı çalınan “tefeci kurumlardan” yüksek faizle borçlanılması, IMF’nin kapısına gitmeden önceki son kapı."

Çaralan, ikilinin amacının Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, İngiltere ziyareti sırasında yaptığı açıklamalarda, yeniden seçilmesi halinde Merkez Bankasını kendisine bağlayacağını söylemesinin neden olduğu imaj bozukluğunu düzeltmek olduğunu belirtiyor.

"Yani Şimşek ve Çetinkaya Londra’ya “Cumhurbaşkanı öyle demek istemedi. MB faizleri 300 baz puan artırdık. Eğer gerek görürsek, 150 baz puan daha artıracağını peşinen açıkladık Cumhurbaşkanı da bunların arkasında olduğunu söyledi. Dikkat ederseniz Cumhurbaşkanımız da son günlerde ‘Faiz bütün kötülüklerin anasıdır’ filan gibi laflar etmiyor” demek için gitti" yorumunu yapan Çaralan, finans çevreleri olarak sunulan kurumların aslında 'uluslararası tefeciliğin kuruluşları' olduğunu ifade ediyor.

Çaralan yazısını şöyle sürdürüyor:

"Bunlar, “uluslararası tefeciliğin” kuruluşları ve temsilcileridir. Bu çevre, faizi nerede yüksek bulursa oraya gider, risk ne kadar yüksekse o kadar yüksek faiz ister!

Bu açıdan bakıldığında çeşitli riskleriyle ve sıcak paraya aşırı ihtiyacıyla Türkiye bu uluslararası finans çevreleri için bulunmaz bir “müşteri” durumundadır. Alabilecekleri en yüksek faizi alana kadar pazarlığa, döviz fiyatlarıyla oynamaya devam edeceklerdir. Bu da “komplo”, “kumpas”, “saldırı”...değil, bu kuruluşların “oyun tarzı”dır!

Bu alanda, uluslararası tefecilerin elini güçlendiren şöyle bir gelenek de var:

Geri kalmış ülkeler döviz ihtiyacını karşılamak için hemen IMF’ye gitmiyor. Çünkü IMF, “stand by” anlaşmasıyla ülke ekonomisini denetime alıyor ve belirli sürelerle denetimler yaparak “stand by”ın devamını bu denetim raporlarına göre yeniliyor.

Bu yüzden de bu ülkelerin yöneticileri IMF’yle anlaşma yerine yüksek faizle “serbest tefeci piyasası”ndan borçlanmayı tercih ediyor. Ta ki artık bu çevrelerin borçların geri alınamayacağı endişesini, yüksek faiz iştahını bastırıncaya kadar!

Bugüne kadar yaşananlar göstermektedir ki, ekonomik dengeleri bozulan hükümetlerin Londra’da kapısının çalındığı “tefeci kurumlardan” yüksek faizle borçlanması, IMF’nin kapısına gitmeden önceki son kapıdır!"





Yükleniyor...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ